Depolarımızı sadece Dört Duvar Tek Tavan Düşünmeyin
Lojistik bilincinin, hizmet verenlerde olduğu kadar, hizmet alanlarda da damla damla oluştuğunu, dalga dalga yayıldığını görmekten dolayı mutluyum. Artık günlük gazetelerde, ekonomi dergilerinde ve sektörel yayınlarda daha fazla sayıda lojistik konusunda haber veya makaleye rastlıyoruz.
Geçtiğimiz dönemde yapılan konferans, seminer, fuar çalışmaları ile hizmet verenler lojistik konusunda kendilerini geliştirirken, bu hizmeti alacak olan grupta da önce outsourcing den başlayan, bir lojistik hizmet arayışı başladı. Özellikle yabancı sermayeli veya yabancı ortaklı kuruluşlar bu hareketlenmede öncülük yapıyorlar.
Gümrükleme hizmetlerinin konunun önemi, ihtisas gerektirmesi, ayrı bir çalışma sistemi olması, düzenli bir şekilde takibi ve yapılan hatanın geri dönüşünün olmaması, cezaların büyük olması nedenleriyle en çabuk outsource edilen iş olduğunu görüyoruz. Peşinden, öncelikle uluslararası kara nakliyesi geliyor. Taşımanın çift taraflı olması, her zaman komple kamyon yükünün bulunmaması, ihtisas gerektirmesi gibi nedenlerle bu konudaki hizmetler de, genellikle dışarıdan sağlanmaktadır. Deniz nakliyesini de büyük oranda dışarıdan sağlanan hizmet olarak görebiliriz. Gemilerin büyük tonaj gerektirmesi, ihtisaslaşma, zor şartlarda yerine getirilen bir iş olması, uzaktan kontrol zorunluluğu gibi nedenlerle, kendi deniz nakliyesini yapan kuruluş sayısı son derece azdır. Hava nakliyesi sadece birkaç kuruluşun tekelinde gerçekleşmektedir. Bu sektör de dışarıya verilmiştir.
Tedarik zincirinde bir türlü outsource edemediğimiz bir hizmet de depo yönetimidir. Üretici veya toptan satıcıların büyük çoğunluğu depolarının yanında çalışmaktadırlar. Fabrikalar planlanırken üretime ayrılarak artı değer yaratacak fabrika alanları, büyük, çoğunluğu boş duran ve artı değer yaratmasının ötesinde, bir masraf kalemi olan depolarla kısıtlanmaktadır. Arazi, inşaat, işletme, eskime, koruma gibi giderler anlamsız şekilde lojistik gideri olarak, satılan ürünün satış fiyatı içinde % 5 - %8 oranında maliyet olarak yer almaktadır.
Deponun yanında olmak o kadar önemlidir ki, bir çok yönetici çalıştıkları masadan deponun içini görebilecek pencere açtırmışlardır. Depolar üretime hiçbir katkısı olmayan, işletme sermayesini azaltan, üretim alanını daraltan, düzenli bir iş yükünün sağlanamadığı, günün belli saatlerinde çalışan, yazın sıcak ve kışın soğuk masraf merkezleridir. Depolar ya üretilen ürünler veya hammaddeler için çok küçüktür, her şey balık istifi doldurulur, ya da çok büyüktür, içinde öğlen tatilinde işyeri çalışanları masa tenisi oynarlar. Futbol oynananlara da rastladığımı söyleyebilirim. İsterseniz başınızı kaldırınız ve depoya bakan pencerenizden, bir öğlen saati bakınız, ne görüyorsunuz?.
Kapalı bir alanı izlemeyi bırakmanın, bakışlarımızı fabrika dışına, il sınırları dışına, hatta ülke sınırları dışına çevirmenin zamanıdır bu zaman. Satmak için üretmenin değil, satıldığı için üretmenin zamanıdır bu zaman. Ürettiğiniz ürünün artık sizin olmadığı, başkasına ait olduğu bir zamandır. Üretmeniz için gereken hammaddenin de, üretinceye kadar sizin olmadığı bir zamandır. Böyle bir zamanda, başkalarına ait olan malın bekçiliğini yapmanın, üretimle bir ilişkisi olamaz. Depoların outsource edilme zamanı gelmiştir artık. Yapılan her dışarıdan temin etme işlemi gibi, depolar da tanımadığınız kişilere, gelin benim depomu artık siz bekleyin mantığı ile verilemez.
Geçtiğimiz aylarda bir çok, depo outsource etmek isteyen kuruluşla karşılaştım. Bunlardan bir kısmı ortada yazılı bir şartname olmadan benim depomu satın al, elemanlarımı kadrona geçir ve bana da bir ekonomik avantaj sağla mantığı ile yanaştılar. Bu kuruluşlar depoları iş merkezlerinin dışında olan kuruluşlardı. Eskiden ucuz şartlarla kurdukları depolar arazinin değerlenmesinden sonra bir aset haline gelmiş ve uygun şartlarla satamadıkları yeri size iş vereceğiz ama depoyu da satın alacaksınız şeklinde değerlendirmeye kalkıyorlardı. Buna sırtımdaki yük artık ağır geldi, benden daha kuvvetli ama kafası az çalışan birini arıyorum mantığı diye bakıyorum. Daha insaflı olanlarla da karşılaştım. Depom işimin yanında, sana kiralarım, elemanlarımı da kadrona veririm, benim işimi yaparken rakip olmamak üzere başka ürünlerin de depolamasını yaparsın, bana da daha düşük bir maliyetle hizmet verirsin talebi ile geldiler. Buna da yükümü sen taşı, ama ben de ucuna bağlayacağım iple seni tutacağım mantığı diyorum. İleride bu iş başarısız olursa tekrar geriye alırım bekleyişi hakimdir. Tüm bu anlaşmalarda tek benzer nokta bulabildim. Deponun nasıl outsource edileceği konusunda tek taraflı hazırlanmışlardı. Her şey hizmet alacak firmayı koruyacak şekilde, daha ziyade bir lojistik hizmetin outsource edilmesi değil bir deponun kiralanması şeklinde düşünülmüştü.
Lojistik hizmetlerin tümü gibi depolama hizmetleri ve depo yönetimi de her iki parti için fayda ve risklerin karşılıklı olarak, dengeli bir şekilde yürütülmesini gerektirir. Tek taraflı hazırlanan her sözleşme kısa bir süre içinde sona ermeye mahkumdur. Ülkemizde depolama hizmetlerinin dışarıya verilmesinde hazırlanacak olan sözleşmede çalışma şartlarının, anlaşma süresinin, 3PL kuruluşun yükümlülüklerinin, hizmet alan kuruluşun yükümlülüklerinin, sigorta ve tazminat konularının, ödeme şekli ve süresinin, sorunların çözüm yollarının, genel yasal şartların, belirli şartları tanımlayan ek programların, özel şartlarla olan çalışmanın, performans değerlendirmesinin, kontrol sistemlerinin, iş geliştirme metotlarının sözleşmede belirtilmesi gerekmektedir.
Depolama ve lojistik hizmetlerin outsource edilmesi nakliye hizmetinde olduğu gibi işveren – nakliyeci ilişkisiyle değil iş birliği yapan stratejik ortaklık anlayışında yürütülmelidir.
Atilla Yıldıztekin
atilla@yildiztekin.com
0 532 2156818

